|
Evlilik
ne demektir?
-Hoca, evlilik ne demektir?
-Gündüzleri çifte hırlama, geceleri çifte horlama!
Peygamberi Barbar Cengiz
Hoca bir gün Timur'un adamlarından birine sormuş:
-Sen hangi mezheptensin?
Adam elini göğsüne koyarak,
-Emir Timur! demiş.
Oradaki bir başkası
-Hoca Efendi, bir de peygamberini sor bakalım, demiş.
-Gerek yok, demiş Hoca. İmamı Topal Timur olursa, peygamberi de
kesinlikle Barbar Cengizdir!.
Ömrüm yeterse
Hoca, küçük yasta da beklenmedik sakalar yapar, etrafındakileri şaşırtmış.
Anası terzi çıraklığına vermiş onu. Bir, iki yıl derken, kadıncağız
sormuş:
"Oğlum neler öğrendin? Anlat da sevineyim."
"Olur, anacığım." demiş Hoca. "Şimdilik işin yarısını
öğrendim. Dikilmiş şeyleri söküyorum. Ömrüm de yeterse,
elbise dikmeyi de tez zamanda öğreneceğim."
Saz
Hocaya saz çalmasını bilip bilmediğini sorarlar.
-Evet, diye cevaplar Hoca
Ve Hocaya ispatlaması için bir saz verirler.
Hoca baslar çalmaya
DIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII...
Ayni nota, ayni tel, tekrar tekrar
DIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII...
Bir kaç dakika sonra, Hoca'nın çalmasını keserler.
-Hoca, bu doğru saz çalma sekli değil, aynı nota çalıyorsun.
Saz çalanlar, parmaklarını aşağı yukarı gezdirirler, farklı
telleri çalarlar!
-Ben biliyorum onların neden yukarı aşağı gezindiklerini ve farklı
telleri denediklerini..
-Nedendir?
-Onlar benim halihazırda bulduğum *bu* notayı arıyorlar...
Tarifesi bende
Hoca bir ciğer almış evine gidiyormuş. Yolda bir dostuyla karsılaşmış.
Adam:
-Bak sana güzel bir ciğer yemeği tarifi yapayım da bunu ağız tadıyla
ye, demiş.
Hoca rica etmiş:
-Benim aklımda kalmaz. Bir kağıda yazıver.
Adam yazıp vermiş. Hoca biraz sonra lezzetli bir ciğer yemeği yiyeceğini
düşünerek dalgın dalgın giderken, bir çaylak elindeki ciğeri kapıp
kaçmış...
Hoca çaylağın ardından bir sure baktıktan sonra elindeki kağıdı
havaya kaldırmış:
-ağız tadıyla yiyemeyeceksin. Tarifesi bende!...
Eski dolunaylar
Kaybolan dolunayları merak eden biri sorar:
-Hoca! Eski dolunayları ne yaparlar?
-Kırpıp Kırpıp yıldız yaparlar!
Parayı Avucunda Hazır Hissedince
Nasreddin Hoca parasını geri istemek için defalarca kapısını çalan
alacaklısına kapıyı açmış.
-Yakında, demiş, Yakında paranı ödeyeceğim.
-Ne zaman?
-Dinle bak...Bizim duvar kenarına yol boyunca cali tohumu ektim.
-Ve?
-Ve tohum ilkbaharda yeşerecek ve çok calimiz olacak...
-Evet, şüphesiz! Sonra?
-Bu caddeden çok koyun sürüsü geçer. Geçerken, gecen
koyunların yünleri çalılara takılacak. Ben de yünleri toplayacağım.
Bizim hanim bunları eğirip ip yapacak. Sonra gerisi kolay! Ben de
pazara oturup satacağım ve paranı geri ödeyeceğim.
Adam bu saçma plan üzerine kahkahayı basar. O zaman Hoca, deminki;
-Parayı avucunda hazır hissedince nasıl da gülersin, değirmi,
seni köftehor seni!
Dünya kaç metre?
Arkadaşlarından biri Hocaya sorar:
-Hoca, Dünya kaç metre?
Tam o sırada bir cenaze geçiyormuş yanlarından. Hoca onu göstererek:
-Ona sor! Bak, ölçmüş biçmiş, gidiyor!..
Neyzen
Timur, sanatların koruyucusu, bos zamanında ney sesiyle ruhunu
dinlendirmekten hoşlanır oldu. Bir sure içinde, tek bir çalgıcıdan,
emimin dinlenme köşkünde gözü kapalı yüze yakın neyzenden
koca bir orkestra oluştu.
Hocaya Timur'un yeni tutkusu anlatılınca, Hoca kendisinin
imparatorlukta en iyi ney çalan, sıradan prensler için çok pahalı
olduğunu yaydırır etrafa. Han'ın huzuruna getirildiğinde, büyük
bir maaş mi yoksa başka bir şey arasında tercih yapması teklif
edilir. Tahmin edebileceğiniz gibi maaşı kabul eder ve ondan
sonra saray müzisyenleri arasında zevkli bir hayat sürer.
Bir gün Timur'a bir misafiri tarafından, bir neyzeni tek basına
dinlemek, yüz neyzeni ayni anda dinlemekten yüz kat daha zevkli olduğu
anlatılır. Bunun üzerine, Timur her neyzene sırayla calip
kendisini eğlendirmesini emreder.
Kendini gösterme sırası gelmeden çok önce, Hoca çoktan göğsünde
ağrılar hissetmiş ve artık ney çalmaktan vazgeçmişti.
Bindiği Dal
Bir gün Hoca ateş için ağaca çıkmış odun kesiyordu. Yakından
geçen biri, Hocanın hararetli bir şekilde Bindiği dalı kestiğini
far keder.
-Dikkatli ol, Hoca Efendi! uyarır. Kesmeye çalıştığın dal
bindiğin
daldır. Durmazsan, kesin yere düşeceksin.
Hoca cevap vermeye zahmet bile etmez. işsiz güçsüz insanlar her yerdedir.
Kendilerine faydalı hiç bir şey yapmazlar, size ne yapıp yapmayacağınızı
anlatırlar iste.
Hoca'nin zihni bunlarla meşgulken, kırmayı başardığı dalla
birlikte aşağı düşer.
Adam hakkındaki fikri hemen çark eder. Kesin önemsiz biri değildi
bu adam. Gerçekte, hayatında karsılaşacağın en önemli adam
olabilirdi. Kendine gelir gelmez, adamın arkasından koşar, fakat çok
geçtir, adam gözden kaybolmuştur.
Muhtemelen, Hoca'nin aklındaki şey bu bilge kişiye ne zaman öleceğini
sormaktı.
İnsanların fikirleri
Hoca ve oğlu bir keresinde bir yolculuğa çıkarlar. Hoca oğlunun
eşeğe binmesini ve kendisinindi yürümesini tercih eder. Yolda
birileriyle karsılaşırlar,
-Bakin su sağlıklı, genç çocuğa! Bugünün gençliği. yaşlılarına
hiç saygıları yok. Kendisi eşeğe binmiş ve garip babası yürüyor!
derler.
Bu insanların yanından geçince, çocuk kendinden utanmış
hisseder ve kendisinin yürümesi, babasının da eşeğe binmesi üzerine
ısrar eder. Böylece, Hoca eşekle giderken, çocuk da yanında yürür.
Kısa bir sure sonra başka insanlara rastlarlar,
-Suna bak! babası eşekle giderken, su gariban çocuk yürüyor.
derler
Bu insanları geçtikten sonra, Hoca oğluna
-En iyi yapılacak şey, ikimizin de yürümesi. Kısa bir yol aldıktan
sonra, yine başkalarına rastlarlar,
-Su aptallara bakin. Bu sıcak güneş altında ikisi de yürüyor, hiç
biri de eşeğe binmiyor!
Hoca oğluna döner ve
-İste bu insanların fikirlerinden kurtulmanın ne kadar zor olduğunu
gösterir, der.
On akçelik peştamal
Timur bir gün yanına Hocayı da alarak Akşehir'in Meydan Hamamına
gider. Soyunup peştamallara sarınıp sıcak bolüme geçerler. Göbek
tasında oturup bir yandan sohbet ederken bir taraftan terlerler.
Derken Timur Hocaya sorar.
-Hoca sen bir deryasın! kıymet biçmesini bilirsin. Su halimle ben
kaç para ederim?...
Hoca;
-On akçe der.
Kendisine bu kadar az kıymet biçilmesi Timur'u küplere bindirir.
-Bre gafil sen bana nasıl on akçe ettiğimi söylersin bu Parayı
sadece peştamal yapar! deyince
Nasreddin Hoca boynunu bükerek;
-Peştemali hesaba kattım zaten! der.
Düşünür
Nasreddin Hoca Akşehir pazarında bir adamın basına toplanmış
olan kalabalığa yaklaşır.Satıcı elindeki kuşu satmaya çalışmakta
ve fiyatı ise çok yüksek 50 akçe, yan taraftaki tavuklar ise 5 akçe.
Hoca bir turlu fiyattaki aşırı farkı anlayamaz ve sorar
-Hem serim bu nasıl kus 50 akçe istersin?
-Hoca efendi bu bildiğin kuş değildir bunun özelliği var.
-Neymiş özelliği?
-Hocam bu kusa papağan derler ve konuşur.
Hoca aniden hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi
pazara döner. papağan satmakta olan adamın yanına durur ve yüksek
sesle;
-Bu gördüğünüz kus sadece 100 Akçeye, gel, gelll!
Herkesten çok papağan satan şaşar bu ise ve sorar.
-Hocam 100 akçe çok değil mi bir hindi için?
-Sen 50 ye satıyorsun ama
-Dedim ya hocam benim kus konuşur ama
-Öyleyse, benimki de Düşünür!
Sünnet diyeyim de...
Nasreddin Hoca'nin evine bir gün uç molla misafirliğe gelir. Ucu
de birbirinden obur şeylermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler.
O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir"
diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Hoca'nin oğlu
girmiş. Mollalar Hoca'yi memnun etmek için:
-Aman ne güzel çocuk...Adi ne bunun? diye sormuşlar.
Hoca:
-Adi Farzdır, demiş.
Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
-Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle bir
isim hiç duymamıştık.
Hoca hemen tası gediğine koymuş:
-Ya, Sünnet diyeyim de onu da mi yiyesiniz?
Bizde kibir yok
Nasreddin Hocaya yapılan sakalar tükenip bitmezdi. Aksehir'liler bir gün Hocaya takılır ve sorarlar.
-Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir
asli var midir?
Hoca'nin böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya
cevaplar;
-Her halde öyle olmalı.
-böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini
herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize görelim!
Hoca;
-Pekala simdi size bir numara yapalım der karsısında durmakta
olan çınar ağacına;
-Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!...
Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye baslar ağacın yanına
varır. Aksehir'liler;
-Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin! diye gülünce,
Hoca;
-Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür der.
Bize de uğrardı
Arkadaşları Hocaya, kati bir koca olmadığına, takılırlar:
"Hoca, karin tüm zamanını komşu arkadaşlarıyla geçiriyor!"
"Hayır doğru değil. Eğer doğru olsaydı, bize de bir ara uğrardı!"
diye cevaplar Hoca.
Kim suçlu?
Bir keresinde, Hoca Akşehir'de ki mahkemeye kadı tayin edilir. Bir
gün bir adam koşarak mahkemeye gelir ve Hocaya:
-Farz edelim iki inek mera da dövüştü ve biri oldu, Hoca Efendi.
Öldürenin sahibi sorumlu tutulacak midir?
adamın hilekar gözlerini fareden Hoca dikkatliydi.
-Yerine göre, der, hüküm vermeden.
-Karar vermene yardımcı olabilir, Hoca Efendi. Senin inek
benimkini oldurdu!.
-Bu halde, genel olarak bilindiği gibi inekler hayvandır.
Hayvanlara sebep bağlanmadığından dolayı, kesinlikle sorumsuzlardır.
Bu yüzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!
-Özür dilerim, Hoca Efendi, dilim sürçtü. Benim inek seninkini
oldurdu demek istemiştim!
Bu haber üzerine, Hoca'nin kani beynine sıçrar. Sakalını çeker,
kalkar ve yeniden oturur.
-Bu ilk düşündüğümden daha karmaşık bir durum, der. Memurluğunun
tüm ağırbaşlılığıyla katibine döner ve ekler "yanında
ki rafta duran kara kaplı kitabi ver bakayım!"
O zaman gör feryadı
Hoca eşeğini kaybetmiş ve arıyor, bu arada da neşeli bir türkü
tutturmuş.
Birisi kendini sormaktan alıkoyamaz:
-Hoca Efendi, eşeğini kaybettiğini herkes bilirken, türkü söylemeni
duymak eğlenceli görünüyor. Oysa kaybına feryat edip ağlaman
beklenirdi!
-Son bir ümidim, aptal mahlukun su küçük tepenin arkasında olabileceğidir,
arkadaş. Eğer değilse, bekle ve gör o zaman sen bendeki ağlamayı
feryadı!
Baklava
Hoca akşamleyin eve doğru yürürken, baklava seven bir köylüyle
karsılaşır.
-Hoca, Kısa bir sure önce bir adam büyük bir tepsi baklava oturuyordu...
-Beni ilgilendirmez!
-Fakat adam tepsiyi sizin eve oturuyordu.
-O zaman seni ilgilendirmez!
Ağzına ot tıkamışlar
Bir gün Hoca'nin bir köye gideceği tutmuş. öyle sıcak bir günmüş
ki, kuş bile kanadını kımıldatmıyormuş. Böylesi günde yola çıkmak
delilik değil de nedir! Yorgunluk bir yandan, susuzluk bir yandan Hoca'nin
imanını gevretmiş, su yokusun basında, su inisin dibinde derken,
Allah önüne bir çeşme çıkarmış.. Hemen, oluğuna sokulan tıkacı
çıkarıp ağzını dayamış ama, öyle bir akısı varmış ki,
ustu bası ıslanmış; neye döndüyse donmuş. O zaman Hoca bir
lahavle çekip:
-Tevekkeli değil, böyle deli deli aktığın içindir ki, Ağzına
ot tıkamışlar ya senin! demiş.
Ya deve olur, ya ben ya da Timur!
Bir gün Timur, Hopa'yla hoşbeş ederken, "Buradan attım kılıcı,
varıp Halep'çe oynadı bir ucu!" kabilinden, sözü uzattıkça
uzatarak, büyüttükçe büyüterek, pireyi deve yapar.. Hoca canından
bezer. O da tutar, Alla hin devesini, dev yapılı bir mahluk haline
kor:
-Doğrusu elimden nice develer gelip geçti ama, boylerini görmedim.
uç desem, kanatlanıyor; yürü desem, ayaklanıyor. Ne çare ki,
benim çömez misali okuması var, yazması yok! kabilinden satar,
savurur.
Timur buna, parmağını ısırır:
-Aman su mahluku bir göreyim! der.
Hoca hiç istifini bozmadan:
-Devletlim, der; bugünlerde, namaz baslarını öğretiyorum. Allah
izin verirse, seneye yine geldiğimde, önünüze diz çoksun!"
der
Timur seneyi iple çeker.
O gün gelince, Hoca:
-Sormayın efendim, Kuranı okumaya başlayınca, öyle bir aşka
geldi ki, simdi de, "Hafız olacağım!" diye tutturdu.
Allah ecelden aman verirse, bir daha ki seneye getireyim de hıfzını
dinleteyim! deyip Timurcun otağından ayrılır.
Timur, gene seneyi iple çekmeye baslar, Hoca'nin eşi dostu;
-Bre Hoca, sen kanınla mi oynuyorsun? Kaçın kurdu Timur; böyle mavalları
yutar mi? diye çekip çekiştirince, Hoca;
-Yahu, ne telaş ediyorsunuz, seneye kadar çok zaman var. O zamana
kadar Ya deve olur, ya ben ya da Timur!
Essene ters binmiş
Bir gün Hoca eşeğe yüzü arkaya bakacak şekilde yanlış oturmuş.
-Hoca, diye seslenir insanlar, eşeğine ters biniyorsun!
Hoca,
-Hayır, diye cevaplar, eşeğe ters biniyor değilim. Eşeğin yönü
ters!
Secdeye kapanırsa
Bir gün Hoca, yol ustu bir hana inmiş. Nuh Nebimden mi kalmış, Kaalubela'dan
mi? Her ne ise.. Her tarafı delik deşik olmuş; adeta çökmeye
bir bası kalmış. Hoca'nin yüreğine bir korkudur duşmuş ama,
ne desin? Nihayet bir söz arasında:
"Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor be, beşik mi mübarek!"
diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü sakaya
boğarak;
"ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil;
tavan tahtaları Hak'ça teşbih çekiyor!" demiş.
Hoca'nin kozu kullenirmi? gözlerini hancının gözüne dikerek;
"Peki ama, demiş; ya bu tavan böyle teşbih çeke çeke aşka
gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak!"
Mısır`a kadı oldu
Bir gün Hoca, gene eşeğini kaybeder. EEG, bu kaçıncı! Gayri canına
'tak' eder. "illalar bu tas kafalının elinden! Aklini basına
alsın da, biraz da o beni arayıp bulsun!" diye söylenir. Şuradan
şuraya adımını atmaz.
Aradan aylar, günler geçer. Körolasi ne döner gelir, ne bir kuru
selam gönderir. Günlerden bir gün Hoca eşekler bası Deli Ömer'i
görür: "Bu herifin azıcık kulağı deliktir. şunun bir ağzını
ariyayım!" der, nasıl ararsa arar. O da:
-Duymadın mi, der; senin eşek Mısır'a kadı oldu!
Bunu duyunca, Hoca basını sallar:
-Tevekkeli değil; ben bizim çömeze ders verirken, o da kulaklarını
dikip dinliyordu! der.
Beş kuruş
Bir gün Hoca sallana sallana yolda yürürken, biri arkadan
ensesine kuvvetli bir tokat atar. Hoca neredeyse yere düşecek.
Hoca hiddetle,
-Ne cüretle vuruyorsun!
genç adam, biraz ukala bir tavırla, kısaca Özür diler. küçük
bir hata yaptığını, Hoca'yi bir arkadaşına benzettiğini söyler.
Ayrıca, Hoca'nin küçük bir tepeyi dağ haline getirdiğini
belirtir.
Bunun üzerine, Hoca'yi mahkemeye gitmekten başka hiçbir şey
tatmin etmez. Hoca ısrarlıdır ve genç adamın kabul etmekten başka
çaresi yoktur. Kadıya giderler.
kadı her iki tarafida dinler. Ancak kadı genç adamın arkadaşı olduğundan,
onu müşkül durumdan kurtarmanın çaresine bakarken, Hoca'yi da yumuşatmaya
çalışır.
-Hoca, hislerini anlıyorum. Herkes ayni şeyleri hissederdi bu
durumda. Simdi ne dersin, bu genç adam kendine bir tokat atsa kabul
edercisin.
Hoca bununla tatmin olmaz, ısrar eder mahkeme yapılsın der.
Bunun üzerine kadı, genç adama 5 kuruş ceza verir ve gidip
getirmesini söyleyip kürsüden iner.
Hoca, genç adamın dönmesini bekler. Bir saat geçer, iki saat geçer
fakat genç adamdan ses seda yoktur. Mahkeme kapısının kapanmasına
az kalmışken, Hoca kadının, en meşgul bir anında ensesine okkalı
bir tokat atar ve ekler,
-Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyememeşim.
Gelirse söyle önce, 5 kurusu senden alsın !.
|